22 Oct
22Oct

Bütün yaralar kapanır bir zaman sonra. Zaman iyileştirir derler her şeyi. Peki ya zamanı kim iyileştirir yaralandığında? Hadi bakalım, çık işin içinden çıkabiliyorsan şimdi. Şimdi mi? Evet, Şimdi… Şimdi de kalırsan, yapabilirsin. Yapabilirim. Yapabiliriz…

Neredeyse bütün hayatı boyunca zihnen çalışmış, yorulmak için spor salonlarına bir sürü paralar döktüğü halde yorgun olduğu gerekçesiyle gitmemişti oralara. Yatağa girdiğinde kaçan uykusunu geri getirmek için neler neler denemiş, uyuyabilmek için uzun saatler beklemek zorunda kalmıştı hep. Şimdiyse her şey çok farklıydı. Buradaki ilk gecesinde yatağa bile girmemiş, üzerindeki kıyafetleri çıkartmadan tozlu koltuğun üzerinde uyuya kalmıştı. Elindeki yapılacaklar listesiyle sızıvermişti. Bu gece uyumak için mutlaka bir yatak ayarlamalıydı ve temiz çarşaflar… Ama önce sobayı yakmalıydı. Dışarı çıktı ve odunluğa doğru yürümek için adım atar atmaz yerdeki kayganlık tedirgin etti onu. Beton dökülmüş avlu buz tutmuştu. Dikkatlice basarak ilerledi ve toprak alana vardığında gülümsedi. Düşmeden vardığı o yerde biraz durdu ve başarısı için kutladı kendisini. Ama daha da önemlisi, uzun zaman sonra ilk defa, güvende hissetmişti. Toprak ona iyi gelecekti…

Odunluk tıka basa doluydu. Kuru dallar ve biraz da iri kıyımlardan alıp eve geri döndü. Sobayı yaktı, üzerine güğümle su koydu. Eskiden olduğu gibi… Hem çayı demlemek için sıcak suyu olacaktı hem de buharıyla ev çok daha çabuk ısınacaktı. Üşümüyordu. Çünkü paltosuyla ve botlarıyla geziniyordu hala. Soyunsa donardı kesin. Üşümekten nefret ediyordu. Üşüdüğünde, soğuk onu geçmişindeki bir geceye götürüyordu her seferinde…

Büyük bir patırtıyla uyandı. Adam bağırıyor, kadın onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Çocuklar ise uyku ile uyanıklık arasında ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. En büyükleriydi o ama o da küçüktü. Henüz on üç yaşındaydı. Biri sekiz, diğeri üç yaşında iki kardeşinden sorumlu hissetmişti o an. Babası öfke kusarken, ağzından dökülen kelimelerin hiçbiri anlaşılmıyordu. Babaannesi de bir yandan ne olduğunu anlamaya çalışıyor bir yandan da çaresizce sağa sola koşturuyordu. O hengamede çarpan kapıların kırılan camlarına basmayalım diye onları toplamaya çalışıyordu bir yandan da. Baba nedense onu yapmasına engel oluyor ve dışarı doğru çekiştiriyordu annesini. “Gidelim de kendi gözlerinle gör!” diye bağırıyordu. Yaşlı kadın sonunda teslim oldu. “Nasıl gidelim, çocuklar ne olacak?” diyebildi sadece. Sonra da gecenin karanlığına atıldı üç çocukla. Oğlunun delice kullandığı araca bindiğine pişman, ne göreceğini bilmediğinden çocukları yanına aldığına bin pişman hala “Yapma, yavaş, sus” gibi sözlerle sakinleştirmeye çalışıyordu oğlunu. O ve iki kardeşi arka koltuktaydı. Titriyorlardı soğuktan… İşte, her üşüdüğünde, arka koltuktaki o kız çocuğunun titremesi sarıyor bedenini. Bu yaşta bile…

Bir de yara izi taşıyor o geceden. Bir gün bir yazısında ufacık bahsetse de hep gizlediği bir yara izi…

“Hadi yara izlerimi herkesten gizledim diyelim, peki her sabah yüzümü yıkadıktan sonra baktığım aynadaki o kadına ne diyeceğim ben? İzi kalan yaraların başında gelmiyor mu kalp kırıklıkları? Senin kalbin hiç kırılmadı mı? Unuttun mu sana yaşatılanı? Ne çok sordum değil mi? Sen cevaplama istersen. Bazı soruların cevapları sessizdir, susarak da verilir…” diyerek başlıyordu bir öyküsünde karakter konuşmaya. Genelde onun yaptığı gibi, kendisiyle konuşmaya…

“Bir hatırlatma notu düşmeliyim” diye düşünürken not defterini nereye bıraktığını anımsamak için etrafa göz gezdirdi. Buldu ve yazdı. “İnsan kendiyle iyi geçinmeli. Konuşabilmeli, anlaşabilmeli. Başkalarıyla konuşurken de aslında kendimizle konuşuyoruz. Farkında değiliz. Diğerleriyle yaptığımız bütün kavgaları da kendimizle yapıyoruz aslında. Sanıyoruz ki o, biz değiliz. Her söz, her ses, her hareket bizden bizedir oysaki. Biz bunu unutuyoruz.” Notunu aldıktan sonra yeniden etrafına baktı ve nereden nasıl başlaması gerektiğini düşündü. 

Önce temizlik yapmalıydı. Sonra düzen oluşturmalı ve devamını sağlamalıydı. Eksikleri tespit edip fazlalıklardan kurtulmalıydı. Bütün bunları yardımsız yapamazdı. Yola çıkmadan önce telefonla ayarlamıştı birilerini. Öğlene doğru gelirler diye düşündü. Onlar gelene kadar evi dolaşmalı ve eksik gedik ne varsa tespit etmeliydi. Madem bundan böyle burada yaşayacaktı, o zaman burası yaşanır hale sokulmalıydı… Bütün yaralarını bir anda kapatamasa da öncelikli  iyileştirebileceklerini hâllederek başlayabilirdi.

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.