07 Aug
07Aug

Bej duvarlar ile senli benli olalı çok uzun zaman olmuştu. Masamın örtüsü her daim temiz ve ütülü, vazomu süsleyen sarı papatyalarım ise tazeydi.

Bir karşılama korteji açıyorduk sanki her yeni günde, o kapının zili çalacak diye.

Bej duvarların her bir sıva çatlağından sızıyordu isyan.

Demiştim ya o beni bilirdi ben de onu; senli benli hallerimiz tavan.

Hasret, tüm isyanımı sırtlanırdı. Bel altı cümlelerim masanın ayaklarına her çarpışında pencerenin perdeside açılır gibi olurdu, bildiğin çocuk kandırırcasına.

Gelişleri ve gidişleri hissederdim oysa ki! Orta yere düşmeden havada kapıverirdim bahanenin içine sığışan cümleleri.

“Yalnızlıkla beslen.” derdi rahmetli babam vakitlerin birinde. Deneyimleyerek aldım kabul ettim. Lakin yine ve yine perdenin sıyrılan o küçük boşluğundan dışarıyı gözlemekteyim.

“Belki bir gün” diyerek içimde beslediğim özlemi bej duvarlara kusuyorum kendimi bildim bileli.

Yine bir sabah kiraz desenli masa örtümü sermiş, akşamdan suyunu tazelediğim sarı papatyalarımı vazoya yerleştirmiştim.

Masada yerimi almadan önce bir kahve yaptım kendime. Bir fincanda bir bilinmeze. Ritüeldi bu vazgeçemediğim ve varlığından beslendiğim.

Hınzır güneş de nasıl yakıcıydı bu sabah, içeri dek sızmıştı.

Kahvemi yudumlarken sarı papatyalara kaydı gözlerim. Solmuşlardı. Her biri boynunu bükmüştü. Oysa ki dün tazelemiştim sularını.

Bej duvarlara dönük suçlar bakışlarım bir isyana dönüşmeden önce yakıcı güneş odayı terk etti, perdenin aralığından ılık ve etkili bir rüzgar esti.

İki avucum boş kalan vazoyu sarmalarken olanlar oldu. Kapı zili çaldı ve kalbim ağzıma dayandı.

Düşlediğim karşılama korteji zihnimde sıraya dizilirken, pencereden iki arabadan inen çocuklar ilişti gözlerime.

“Aman allahım! Yoksa!” diye fısıldayıp kapıyı araladım.

Kilitlenmiştim onlara, onlarda bana.

Sağlı sollu eteklerime tutuşan üç çocuk vardı karşımda.

“Çocuklarımın çocukları” derdim ya bir başkasına anlatırken, bir heykele dönüşen bedenim şaşkındı. Ruhum ise solan sarı papatyaları diriltircesine uçuşkandı.

Oğlum ve kızımla göz göze geldim ve içeriye buyur ettim.

Masamın etrafı hiç bu denli kalabalık olmamıştı. Bir demlik çay, içilmek üzere ocağa hiç alınmamıştı.

Bej duvarlara bir galibiyet yaşıyormuşçasına attığım tebessüm, odanın içinde tam tur yapmış ve göğsümün ortasına geri gelmişti.

Zihnimde süre gelen kortej bir kenarda bekleye dururken, o gece sabaha dek uyumadık. Birbirimize birbirimizi anlattık.

Gün yeniden doğduğunda kapının öte tarafındaydılar artık. Perdeyi araladım ve el salladım.

Masam yine beni bekliyordu ardımda. “Ben burdayım, buyur gel otursana” diyordu bej duvarları ve beni kucaklarcasına.

Az da olsa tazelenmiştim ya; zihnimdeki korteji bir süreliğine uğurladım isyanımdan arınırcasına.

Boy hizasına girdiler ve ardına dahi bakmadan gittiler.

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.